ana menü
Anasayfa
Güncel
Konular
Aile Kadın
Sesli Bilgi
Oku Dinle
Döküman
Download
Sayfalar
Dini Sözlük
Namaz Sureleri
Hadis Bahçesi
Dualar Pınarı
Masaüstleri
Uydudan Kıble
Sorduklarınız
Sitede Arama
Bizimle irtibat
Siteyi Önerme
Konuk Defteri
spacer
çocuk bahçesi
Müslüman Çocuk
Elif-ba Öğren
Sûreler Tâlimi
Çizgi Filmler
Harika Çocuklar
Ufkumu Aydınlat
Hikaye ve Masal
Tarih Sayfaları
Çocuk Radyosu
Nasreddin Hoca
Hacivat Karagöz
Fıkra Dünyası
Bilmeceler
Tekerlemeler
Çeşitli Maniler
Yanıltmacalar
Cinas - Telmih
Oyun Parkı
Yapbozlar
Flash Boyama
Dosya Çantam
Çocuk Defteri
spacer
yöneten erkek olmasına rağmen

Yöneten Erkek ,Yönetilen Kadın Olmasına Rağmen

Kadınlara hürmet ve saygı, Kur'an-ı Kerim'in, her müslüman erkeğe kazandırdığı bir terbiyedir, Kur'an terbiyesidir. Bu husus ise Kur'an'dan gıdalanan erkekler için geçerlidir.
Tarihi seyirde müslüman erkeğin kadına bakışı her zaman hürmet esasına dayanmıştır. Çünkü kadınları aşağılanmış bir millet, hiç bir zaman büyük olamamıştır. Örnek alınan Batı erkeği kadına devamlı olarak nefis ve şehvet gözüyle bakmıştır.
Müslüman erkeğin ve müslüman kadının bir insan olarak kadına bakışı ve ona duyulması icab eden hürmetin hikmetini şu esasta bulmuştu: İslam ümmetinin en güzel sıfatlan, iyilikleri, güzellikleri birleştirilmiş ve ondan kadın yaratılmıştır. Böyle üstün meziyetlerle donatılmış kadın, elbetteki toplumun anası olmayı hakedecektir.
Kadınların haklan ne kadar kamil olursa, hürmetleri ne kadar ziyade olursa, sosyal yapı o kadar kuvvetli olur.
Erkeklerin kadınlar üzerinde hakim olmasının bir başka manası, onlara hadim olması yani kadınlara hizmet etmesidir. Bu görevin farkında olan ve olmayan müslüman erkekler tabiri caizse hanımlarına hizmet etmektedirler. Onların ihtiyaçlarını karşılamak, ev dışı hizmetleri takib etmek bunun en açık delilidir. Fıtrat ve yaratılış bu güzel dengeyi böyle kurmuştur. Erkekler ve evlatlar kadınlarına ve analarına hizmet etmektedir.

YANLIŞ VEYA NOKSAN ANLAŞILAN BAZI HUSUSLAR
Kadın-erkek arasında mirastaki farklılıklar, kadının aleyhine olan bir netice değildir. Mirastaki bu farklılık bir eşitsizlik değil, bir paylaşma farklılığıdır. Hukuk, insanların ehliyetlerine göre olur. Ancak, kişinin mirastan alacağı pay ihtiyaçlarına göredir. Vazifeler farklı olduğu için, ihtiyaçlar da farklı olacaktır. Zira müslümanlar için vazifeler haklar
Şimdi farklı ihtiyaçlarına rağmen eşit pay verilirse adalet olmaz, zulüm olur. İhtiyaç farklılığını hukukta eşitsizlik olarak ilan etmek büyük bir hatadır. Bugün, insanlar arasındaki servet dağılımını farklılık ve eşitsizlik olarak değerlendiremiyeceğimiz gibi, kadınların mirastan az pay almasını da eşitsizlik olarak değerlendirenleyiz.
Kadının şahitlik durumuna kısaca temas edecek olursak, karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır:
Kadının şahitlik durumu, İslam adaletine gösterilen itina olarak anlaşılmalıdır. Yoksa kadının aklının azlığı veya dininin noksanlığı gibi anlamak, İslam'ı, İslam adaletini yanlış anlamaktır.
Hiç düşündük mü, eğer şahitlik konusu bilgi ve akıl eksikliğine bağlı olsaydı, kadınların hadis rivayetleri kabul edilmezdi. Zira şahitlik hususu bir iki insanın halleriyle ilgili olmasına rağmen, hadis rivayeti ümmetin dini ile alakalıdır. Hadis tarihinde müslüman bir kadının sahih olarak rivayet ettiği bir hadis'e ve rivayetine karşı çıkan tek bir âlim yoktur.
İlim meclislerinde bulunmak, ilim öğrenmek ve öğretmek cidden şerefli bir vazifedir. Lakin mahkemelerde, hakimlerin huzurunda birbirine hasım olan iki tarafın kavgalarına katılmak ve sonra şahitlik yapma görevinden dinimiz müslüman hanımları âzad etmiş olabilir. Ancak bu bir mahrumiyet değil bir hürmettir, bir eksiklik değil, fazlalıktır.
Mesela, Nûr suresinin 2. ayetinde "Cezaları tatbik hususunda sakın sizi acıma duygusu kaplamasın" buyuruları hitapta muhatap kadınlar değil, erkeklerdir. Kadınların kalpleri şefkatten ve merhametten boş olmayacağı için, kadınlar bu tip hitaplardan uzak tutulmuştur. Kur'an'ımızın bu şekildeki ortaya koyduğu büyük edeplerinde, kadınların eksikliğini aramak, en küçüğü ile na edebliktir.(edepsizliktir)
Üçüncü ve son bir meseleye gelince, bir asırdır basite alınan ve kadınların aleyhine olan bir netice gibi efkar-ı umumiyeye tanıtılan talak hususudur. Peygamberimizin Kütüb-i sitte'de geçen hadislerinden olan bir hadisi mealen şöyledir:
"Allah'ı gazaba getiren helal bir iş varsa, o da talaktır" yani boşamaktır.
Şu hususu imanlı ve aklı başında olan her müslüman kabul eder ki nikahın hürmet ve değeri ne kadar çok ise, boşamanın şer ve ifsadı da o kadar çoktur. Müslümanların inananda aile küçük bir devlettir. Aileyi yıkmak demek, devleti yıkmak gibi bir felakettir.
Meselenin can aha noktası ise şudur: Nikahın değeri ve kıymeti sadece kıyılmasında değildir. İki tarafın, yani karı ile kocanın sevgi ve saygısının devamındadır. Tarafeynin arasındaki sevgi ve muhabbet nefrete dönüştüğü zaman, evlilik hayatı bu andan itibaren her ikisine azab vermeye başlar. İşin başında hürriyetin teminatı olan nikah, şimdi ise esaretin bir vesikası durumuna düşmüştür. Şimdi ne olacaktır? Rabbimizin katında sevimli olan amellerden birisi de esir olan bir kimseyi hürriyetine kavuşturmaktır. Ortada ise geçimsiz ve birbirlerine adeta zulmeden iki esir vardır. Bu durumda Allah'ı gazaba getiren talak zarurete binaen caiz olur, meşruiyet kazanır.
İşte kadın ile erkek arasındaki nikah ve talak işleri bir başka manada Rabbimizin toplumsal ayetlerinden birer ayettir. Bu iki ayetle oynamak, onları hafife almak büyük bir günahtır ve ileri derecede küfürdür. Zaruri hallerden kurtuluş çaresi olarak meşru olan talak ruhsatını keyfi hallerde kullanmak, Allah'ın ayetiyle bir manada alay etmek demektir. Üstelik Kur'an'ımızdaki bir sureye müstakil olarak 'Talak Suresi" isminin verilmesi, işin ehemmiyetini ortaya koyma hususunda dikkat çekicidir.
Buraya kadar getirdiğimiz mevzu, bize şu hatırlatmayı yapmaktadır ki, en çok konuşulan kadın, yine en az anlaşılan bir insan olarak hayat mücadelesine devam etmektedir.
Vicdanımızla başbaşa kaldığımızda veya Muhammed Zihni Efendi'nin kaleme aldığı "Meşahir'un-Nisa" isimli eseri okuduğu-
158
muzda yahud da meşhur tarihçi ve hadisci İmam Zehebi'nin söylediği", 150 civarında kadın üstaddan ilim öğrendim. Bunlardan 50 tanesinden ise icazet aldım" ifadesine baktığımızda kadınlara karşı tavrımızın yetkilerimizin, hizmetlerimizin yeniden ele alınması gerektiğine inanıyorum.
Bugün bir takım medyanın sırf ayakta kalması ve yayınını sürdürmesi ve ortalığı bulandırması için nice nice olayları, fikir ve yaşayışları istismar ettiği gibi, müslüman kesim de sadece kadını feminizme reaksiyon olarak koruma adına yazmamak, konuşmamalıdır. Kadınlar söz değil, artık iş görmek istiyorlar. Haklarında konuşulanların pratiğini görmek istiyorlar. Bu isteklerinde ise haklıdırlar. Görev yine müslüman kocalara, müslüman insana düşmektedir.

spacer
açiklamali bölümler
Açıklamalı Bölümler
spacer
gorsel multimedia
Nasihat Öğütler
Namaz Dersleri
Pratik Elif-ba
Kolay Elif-ba
Kur'an Dersleri
Takipli Kur'an
Evliya Filmleri
Dini Sohbetler
Dini Menkıbeler
İlahi Kasideler
spacer
sesli multimedia
Tefsir Dersleri
Riyazus Salihin
Tam İlmihal Sesli
Mektubat Rabbani
Sesli İslam Tarihi
Peygamberimiz
Evliya Hayatları
Nasihatler
Bahri Kasideler
İlahi Kasideler
Sesli Sohbetler
Seslendirmeler
Ezan-ı Şerifler
İslami Şiirler
Tarih Serisi
Mehter Marşları
Telefon Zilleri
spacer